Kuşlar uçuyor şimdi. Ne şanslılar. Bana mı baktı o, kanatlarını çırpa çırpa. Bembeyaz bulutlar arasında süzülmekle, maviliği tatmakla beni kıskandıracak güya? Gelir miyim bu oyunlara? Bak ben de uçuyorum. Şu inşaatta bir bitemedi. Halbuki iki dakika manzaraya dalıp huzurlu rolü yapacaktık kahveyle. Amma da acıymış diye isyan ediyordum en son. Biraz süt mü katsak… Aliyle olan tartışmamıza da katsam ya sütü. Ha ha keşke hayat böyle işlese… Kuş diyordum. Mavi ne derin kelime, anlamı ne büyük… Tomris Uyar mı söylemişti bunu? Ne kadındı ama. İkinci yenicilerin tek aşkı. Benim aşkımın ne eksiği vardı bunlardan? Kuş misali insanoğlu.. Kaçın oradan çocuklar, parkı da yeni yapmışlardı ha.. Nasıl unutacaklar bu görüntüyü?
Kaç yıldır birlikteyiz, artık bilmiyorum. Pek heyecanım kalmamış anlaşılan. Günleri bile sayacak kadar aşıktım oysa. Sadece, derin ve sayısı fazla yaralarımdan çokça seneler devirdiğimizi hissedebiliyorum. Bir keresinde bacağım kırılmıştı. Doktor alçıyı takarken annem ‘Bir daha eskisi kadar iyi olmayacak’ demişti, korkmuştum. Ne zaman fazla yürüsem ağrı başlar ve ben hep bu sözü duyarım. Annem haklıydı. Alınan hiçbir darbe, yara eskisi kadar iyi olmuyordu. Buna ruhsal hasarlarımda dahil.
Olmuyor, kopamıyorum ondan. Aşk bu değil diyorum mantıklı düşünebildiğim vakitlerde, sonra kalbim söz hakkı istiyor. Verme diyor beynim, verme. Kıyamıyorum, konuş diyorum ona. Seviyorum diyor. İşin tuhaf tarafı, beynimle yaptığımız onca makul sohbet varken ben sadece kalbin tek kelimesine ikna oluyorum.
Bir yerlerde Tanrının aşk uğruna bu evreni yarattığını okumuştum. Eğer yaratılıştaki nihai amaç buysa, birçok başarıya imza atmış büyük insanoğlu, bu hedefte dibe vurmuş demektir. Karıştırmayalım diğerlerini, çakılan benim. Ee ne yani şimdi, başaramadığım için cehenneme mi gideceğim? Aman sen de Elif, ne komik bir soru bu? Şu an nerdesin sanki.
Tutturmuşlar toksik ilişki bunun adı diye. Ben bilmiyor muyum? Çocukluk acılarımızı, anne babamızın bize olan davranışlarını hatırlatacak kişilere aşık olduğumuzun da farkındayım. Psikolojiye de hakimim. Sorun yüreğim, onun sesi benim tüm bilgilerimi bastıracak güçte.
Evlenmeden önce kurduğum hayaller ara sıra gerçekleşecek gibi oldu ama hiç somutlaşmadı, oynanmadı zihnimdeki mutlu yuva sahneleri. Akıllandım mı hayır? Başkalarının yaşama tutunmak için kullandıkları umut duygusunu ben bu beraberliğe devam etmekte harcadım. Gerçekliğe kapadım gözümü ve onu içimde inşa ettiğim dünyaya açtım. Orada gülüyordu yüzüm. Anladım artık bir sigarayı bitirip diğerini yakışımdan… Kırıntılarını bile sömürmüştüm umudun. Gelecekte bizi bekleyenler yoktu.
Şimdi kahvemi yudumluyorum. O benim neler düşündüğümü bilmiyor. Balkonun demirliklerine yaslanmışız. Beni seviyor mu acaba? Eskisi gibi… Ya da sevmiş miydi hiç? Ben ayrılmak istediğimi söyleyeli 10 dakika oldu, sinirden masaya kaç defa vurdu umursamadım, alışığım onun duygularını belirtme şekline. Tepki bile vermedim, bitsin istiyordum. Vazgeçirmek için dökeceği sözlerini işitmek isteyen kulaklarımı da fark etmemiş gibi yapıyordum. Ama sessizliğin ürkütücü belirsizliğinden başka bir şey duyamıyordum. Sarsıldım, kahvem 22. kattan yere düştü. Saçlarımda bir acı… İleri savruluşlarda çığlık, geriye çekilişlerde rahatlama… 22. kat çok yukarıda.
Bir el tuttu onu. Nefes aldı bölük bölük. Bir miydi iki miydi eller? Kuş kondu koluna ‘gel’ dedi. Gidemedi.
Fotoğraf: cottonbro studio





Okuduğum en güzel öykülerden birisi. Gerçekliğe kapadığımız gözleri yine gerçeklerle açmış. ❤️
Okurken kendini olayın içinde bulmamak mümkün değil yine efsane bir yazı💐