Bölüm 1: Kapalıyken Gözler

Kapatıyorsun gözlerini, önünü ardını biraz kestirebildiğin bir grilik içerisindesin. Seni içine alan bu griliğin önünde belli belirsiz griye bulanmış bir beyazlık, arkası yine griye karışmış siyahlık. Etrafında dönüyorsun, beyaz önünde mi ardında mı karanlık acaba senin yolun mu? Ardın önün karıştı, yönünü bilmiyorsun. Nefes almak istiyorsun, alamıyorsun. Nefesi burnunla nasıl içine çektiğini düşünüyorsun, bunu yapınca daha da nefessiz kalıyorsun, burnun yeteneğini unutuyor tıpkı çocukluğundaki gibi. Ritmini bozuyorsun hava akışının, ağzını açıp oksijen istiyorsun. Ağzına yüzüne bulaştırıyorsun vücudun en temelini. Sen mi beceremiyorum bu kadar basit bir işi? Yoksa tükendi mi grilikte yaşam? Dizlerinin üzerindesin damlıyor gözlerin, ağlıyorsun. Ağlamak açık dudaklarının kenarlarından kayıyor. Ağlamak çenenden boğazına, göğsüne oradan kalbine ulaşıyor. Yuvasına gelmiş gibi rahatlıyor. Göz pınarlarında yerini yadırgayan ağlamak, yüreğinin boşluğuna yerleşiyor. O boşluklarda başlamış her şey, hissediyor. Ellerin yumruk, yumrukların dizini değil yerleri dövüyor. Suçlamıyor kendini ellerin, kıyamıyor sana. Duman gibi, toz gibi grilik dövünmeyle kalkmıyor, uçmuyor. Yapışmış zemine. Kaç yıldır bu renkte bu zemin?

Gözlerini açıyorsun, odandasın karşında dağınıklığın başka bir boyutundaki dolabın, yanında en son ne zaman başına geçtiğini anımsamadığın masan, yazılar, kağıtlar küsmüş çoktan. Raflar? Raflara bakamazsın, bakmıyorsun. Kitaplarının kapakları seni başka mekanlara çağırıyor, çağrı seni farklı düşüncelere götürecek. Bakmıyor, duymuyorsun. Yorgun ve bitmiş bir sen olarak hazır değilsin güzelliklere, hayallere dalmaya.

Kapatıyorsun gözlerini. Grilikteki sen değilsin bu sefer. Hapisteki sendin halbuki. Kollarını savurmuştun duman yok olsun diye, önünü ya da ne fark eder ardını da olur, görmek istemiştin tek istediğin belirsizlikten kurtulmaktı. Beyazın yürüyeceğin yol olmasını ümit ederek kollarını hareketlendiriyordun. Belki ilk hedefin ardın olmalıydı, karanlığın içinden gelen dumanın kaynağını yani o ateşi, yangını bulmalıydın, o yöne koşmalıydın. Ne biliyordun, o siyahlığın geçmişin olduğunu? Emindin işte emindin. Sen kötü biri değildin, bir sıkıntı vardı geçmişte. Dedin ya, hapisteki sen değildin. Beynini görüyorsun dumanın çevrelediği. Beyninde ne ağlamak var ne eller. Yaş akıtıp rahatlayamıyor, çırpınacak bir el bulup isyan edemiyor. Canı yanıyor, acı yavaş yavaş dolanıyor beyin dairelerinde. İnliyor beyin, inlemesi uğultuya dönüşüyor. Uğultu kapı zili gibi bir ses çıkarıyor. Ağrıyı misafir ediyor beyin, sık sık gelen ağrı alıştığı yerine, evin tam ortasına oturup acıyı selamlıyor, uğultuyla sohbete dalıyor ve onlarla büyütüyor kendini. Hey nerede bu evin sahibi? Sahip meşgul, düşüncelerini yerleştirmeye çalışıyor, evin dağınıklığından utanıp ağrıya karşı mahcup oluyor. Dağınık her yer, hiçbir şey yerli yerinde değil diye içerleniyor. Bilmiyor sanki ağrının bu karmaşayı sevdiğinden misafirliğe geldiğini.

Gözlerini açıyorsun. Yatakta doğruluyorsun, ışık istiyorsun ışık, perdelere uzanıp bir hışımla sıyırıyorsun hepsini. Akşam olmuş, hafif rüzgâr var ve camlar damlacıklı, nemli. Ağaçlara odaklanıyorsun, o olmayı diliyorsun. Ama savunmasızsın ama üşüyorsun ve yalnızsın. Yalnız ve öylece sabit. Korkuyorsun çünkü hareketsizsin ve bir başıma. Hayır, ağaç olamazsın sen. Gömüyorsun kendini, yorgan atıyorsun üstüne. Şimdi tüm dünyan bir yorgan altı. Yine teksin fakat sıcak ve kimse farkında değil tekliğinin.

Kapatıyorsun gözlerini, sen varsın grilikte, bu sefer beynin de seninle, karşında duruyor. Beynin savaşçı, savaşıyor. Çalışması kodlarına yazıldığı için dinlenmek ne bilmeyen bir karıncaya da benziyor. Aman Allah’ım üzülüyorsun onun için. İkimize Birden Yükleniyorlar Ama Sen Ağlama. Şarkı sözünü doluyor beynin diline. Beynin bir yandan şarkıyı döndürüyor bir yandan evini toparlamaya devam ediyor. Düşüncelerinin bazılarını yerleştirmiş bazılarını temizleyip tekrar düzenlemiş ama diğerlerine dokunmayı geç bakmaya bile çekiniyor. Çok kirliler, çok kirliler deyip etrafında dönüyor, dolanıp tur atıyor ne yapacağım, ne yapacağım… Senin ellerin var kolların da. Sarıyorsun onu, sakin ol diyorsun sessizce. Her şey yoluna girecek, toparlanacak. Beynin inanmıyor, gerçekçi gelmiyor sözlerin çünkü içini biliyor, görüyor. İçin boğuluyor endişeden, için ölmüş kokuyor.

Gözlerini açıyorsun. Bağırıyorsun, çığlık çığlığa tekmeler atıyorsun yorgana. Sus diyorsun, sus. Tokatlıyorsun yüzünü kirli düşünceleri ezer gibi. Beynin acıyor, acıyla. Ne o suçlu ne sen. Karanlık suçlu, siyah suçlu, o yangının dumanı suçlu. Işığı yok ediyor, beyazlığı mahvediyor.

Bölüm 2: …

Bir yanıt yazın

Yazar Hakkında

Ayşenur Akşam

Kurucu Yazar

Merhaba, ben Uğultu Edebiyatı platformunun kurucu yazarı Ayşenur AKŞAM.

Tüm yazıları göster