Doğrularımı söylemeye yeminli olarak doğup doğmadığımı bilemem. İnsan mizacıyla doğar ancak büyüme evresi şekillenmesinde daha etkilidir. Bastırılmaya alışık bir büyüme sürecinde susmayı tercih etmedim. Susmadım, konuştukça eleştirildim yine susamadım. Kadın olarak başka bir ailede, hiçbir hakkımın olmadığı çevrede doğsaydım da konuşmaya devam edebilir miydim? Benim ailemde düşüncelerim hatalı, karakterim vahim bulunduysa da daha ilerisi olmadı. Bu döngü önemsenmediğimi düşündürse de tamamıyla yok sayılmadım. Kendimden ve doğrularımdan vazgeçmedim. Ağzımdan çıkan her şey eleştirildiği için kendimi fazla fazla sorgulayıp şüpheyle yaşadım. O kadar. Bunun beni geliştiren yanı oldu. Olumsuzlukla olumluluğun tekrar ve tekrar iç içeliği.
Ailemin doğrularıyla yaşasaydım en sevdikleri kızları olabilirdim, örnek çocukları ve başarılarının temsili. Fakat onların doğrularında çatlaklar vardı. Doğrular sadece kadınları kapsıyordu. Elmas olan kızlardı. Erkekler özgürlüklerin başını çekiyor ancak erkektir yapar lafı altında “onlardan bi halt olmaz zaten” inancı da yatıyordu. Adamların omuzlarında gibi lanse edilen yük aslında kadınlardaydı. Sürekli izleniyorlardı; düşünceleriyle, duygularıyla, kıyafetleriyle, çocuk yetiştirmesiyle, işiyle, kahkahası da dahil tüm hal ve hareketleriyle. Erkekte görünüyordu yük çünkü onun büyük bir görevi vardı: varsa kız kardeşini, eşini, kızını yetiştirmeliydi, doğru çerçevesinde kalmalarını sağlamalıydı yoksa yaşadığı çevredeki, toplumdaki kadınlara sahip çıkmalıydı. Kadınların omuzlarında değil yüreklerindeki yükü gören yoktu. Çerçeveyi çizen kim? Ben değilim, biz değiliz. Çerçeveyi kabul eden kadınlara kızgınım ama başka seçeneklerinin silik oluşu onları affettirebiliyor. Çerçeveyi kabul edip çerçevenin saçmalığını sorgulamayıp kadınlara hayatı çileleştiren erkeklere öfkeliyim. Çerçevenin getirdiği yalancı rahatlıkla hareket ederken ne tür bir saçmalığı ve zorluğu omuzlarına aldıklarının farkında dahi olmadıkları gibi üstüne üstlük yakınlık, destekleşme ve biz olmaya dair tüm sorumlulukları göz ardı ediyorlar. Anlamıyorum, anlamayacağım onları, affetmeyeceğim de.
Çerçevede unutulmuş ve herkesin üzerinde söz sahibi olduğu bir kadın. Çerçeveye girmesi istenilen ancak kabul etmemiş bir kadın, yanlış mı yapıyorum yoksa haklılar mı diye kendini yiyen sürekli kendini sorgulayan, kendinden şüpheli kadın. Nasıl bir dünya bu? Hiç mi görünmüyor mutsuzlukları?
Çatlakları gördüm, her kız çocuğunun gördüğü gibi. Yanlış olmayı seçtim, en büyük yanlış ben olacaktım. Aklınıza gelebilecek her şeye muhalefet oldum. Öfkeli bir kadına dönüştüm bu yüzden. En büyük yanlışım doğrularımı öfkeyle söylemem oldu. Sakin kalamıyordum, konu sevgisizlikse konu anlaşılmamaksa, konu özellikle özgürlük ihlaliyse elim ayağım gerçek manada titriyordu, gerçek anlamda öfkenin ısısı sarıyordu vücudumu. Aklım zaten biliyor doğruyu ama komutayı tüm doğruları yolladığı kalbime atıyor, kalbimi konuşturuyor. Alışkanlıkla yani duyulmak için maşa yaptığım öfkemle var oluyorum.
Eskiden insanları değiştirebileceğime dair bir inancım vardı. Sözlerimle onları harekete geçirebilirdim. Geçiremedim. Onların içlerinde var olan duygulara dokundum, doğruları fark ettirdim. O kadar. Harekete geçmek için istekleri gerekiyordu. Ya açık açık konuştuğum ve yapamadıkları için beceriksiz hissettirdiğim için ya da gelişimi istemeyip benim yüzümde acıda tıkalı kalmamayı gördüklerinden arkadaşlarım tarafından hep yarı yolda bırakıldım. Hayat mutsuz olmak ve mücadele etmemek için çok kısa ve anlamsız. İnsanları bir şeylere uyandırdığım için sevilmiyorsam sevilmeyeyim. Yine de artık susmayı öğreniyorum, fark ediyorum öfkemi tutmaya çalıştığımı. İnsanlar benden fikirlerimi isterse konuşuyorum. Doğrularımı söylüyorum ancak yolu seçip seçmemeyi onlara bırakıyorum. Ben böyle yapardım, yapıyorum diyorum sen de yapmalısın, yapacaksın, yaparsın demiyorum. Bu değişim iki şey getirdi bana: Birincisi karşımdakini artık yetersiz hissettirmiyordum ikincisi kendi hayatım yetmezmiş gibi başkalarının değişiminin sorumluluğunu omuzlarıma yüklemiyordum. Herkesin kendi yolu. Ben birçok yolda yalnızdım. Ben yanlış ve yalnızdım. Yalnızlığımı ve yanlışlığımı yüzüme vuracak insanlarla karşılaştırdı hayat beni. Sorun değil, beni anlamasalardı olur çünkü önce herkes kendini anlamalı. Ben de öyle yapıyorum.
İşittiğim bir olay sonrası öfkemin yazdırdığı bir yazı ve öfkemin yazıdaki birkaç cümleye karışması… Olduğu gibi bıraktım duygumu, olduğu gibi doğal.
Aileme teşekkür ederim, beni yanlış hissettirdikleri aşikâr ancak kadınlar için çizilen o çerçevenin bir kenarını boş bırakıp benim çıkmama olanak sağladıkları için.
Eşime teşekkür ederim, beni olduğum gibi sevdiği ve sınırlamak kelimesini, birinin kişiliğine, hayatına müdahale etmenin gereksizliğini bildiği, bana sonsuz güvendiği ve kendim olmamdan benim kadar mutlu olduğu için.
Kendime teşekkür ederim, kendini daha azına layık görmediği, kendini aramaktan, anlamaya çalışmaktan ve özgür olmaktan vazgeçmediği için.



