İnsan sosyal, duygusal ve etkileşim içerisinde olan bir varlık. Bu durum başımızı derde sokuyor. Neden bahsediyorum? Dünyada, ülkemizde, iş yerinde, mahallemizde, akraba çevremizde, çekirdek ailemizde vb. yaşanan her olumsuzluk ve kötülüğe dair yaşantılar bize dalga dalga geliyor. Teknoloji ve medya da hızlı erişimi sağlamasıyla kötülük, virüsten daha hızlı yayılıyor. Evet, virüs! Etrafta virüsü öldürmek için dolaşmayız. Kendimize olabildiğince steril ortamlar oluşturmaya ve direncimizi artırmak üzere sağlıklı beslenmeye, istirahat etmeye gayret ederiz.
Olumsuzluk ve kötülüğü gördüğümüz zaman gamsız olup uzaklaşalım mı diyorsun? Hayır, kişinin edimi ve potansiyeli bu olumsuz durumun ortadan kalkmasına maddi, manevi katkı sunuyorsa etken olması da psikolojik direnci artırır. Yapılan araştırmalar, kişinin diğerlerine yaptığı yardım ve sosyal desteğin stres ve kaygı durumunu ortadan kaldırdığını, ömrü uzattığını ve uzun süreli mutluluğu oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Salt çıkar olarak bakmayınız. Zaten kimse ömrüm uzun olsun diye elini taşın altına koymaz. Bu bir çıktı! Umursamak direnç kazandırır! Yalnız elimizden gelen bir durum mevcut değilse ve bir iki tweet atıp iş yerinde dedikodu malzemesi yapıyorsak olumsuzluğu yaymanın ötesine geçemiyor, başkalarına da virüs yayıyoruz demektir. Bu noktada edilgen kalmak akıl sağlığımıza yardım edecektir.
DİRENÇ NEDİR?
Dünya dediğimiz problem ve sorunların olduğu bir yer. Hastalıklar, kazalar, kavgalar, kötü insanlar, savaşlar, ölümler vb. uzadıkça uzar sıkmayalım. İnsan bu olumsuzluklarla sık karşılaşır ve şok yaşar. Düşer. Düşeriz… İşte tekrar ayağa kalkmamız gerekir; kalkacağız. Bizi ayağa kaldıracak şey dirençtir.
DİRENÇ NASIL SAĞLANIR?
İnsan problem durumlarına karşı mücadele edebilecek şekilde programlanmıştır. Kaçış mümkün değil ancak baş edebilmek ve uyum sağlamak mümkün. Rüzgar karşısında güçlü bir ağaç olamasak da yaprak da değiliz. Yalnız biz programımızı bozduğumuzda ve direncimizi zayıflattığımızda akıl sağlığımız olumsuzluklara karşı bir katalizör halini alır. Mutsuzluk ve umutsuzluk, gelecek endişeleri, korku ve kaygıları taşıyan kısır döngü kaçınılmaz olacaktır.
ROSETO ETKİSİ
Roseto, İtalya’da bulunan küçük bir kasaba. Roseto halkı çevre tepelerde mermer ocaklarında çalışarak geçimlerini sağlıyor. Hayat koşulları zor ve ekonomileri kötü durumda. Okuma yazma bilen neredeyse yok. Bu kasaba 19.yy’da parça parça Amerika’ya göçüyor. Yeni bir yaşam kuruyorlar kendilerine, aynı isimle bir arada. Bu kasabada tıp uzmanlarının dikkatini çeken nokta ise 65 yaş altı bireyler kalp hastalığına yakalanmıyorlar. Hem de Amerika’da kalp hastalıklarının çok yaygın olduğu bir dönemde. Bu durum araştırmacıların ilgisini çekiyor ve incelemelerini yoğunlaştırıyorlar.
Yapılan uzun araştırmalar, anketler, gözlemler şaşırtıcı bulgularla sonuçlanıyor. Yapılan anketlere ve gözlemlere göre, Roseto‘da intihar, alkolizm, ve uyuşturucu bağımlılığı neredeyse hiç yoktur ve suç oranları da çok düşüktür. İlk olarak beslenme alışkanlıklarıyla ilişkilendirmek isterler ancak Rosetolular Amerikalılardan daha sağlıksız besleniyordur. Sonrasında coğrafi özelliklerin etkili olabileceği düşünülür ancak Roseto kasabasının civarındaki kasabalarda hastalığa yakalanmama gibi bir durum söz konusu değildir. Kasabadan ayrılanlarda da benzer sağlık problemleri görülüyordur.
Araştırmacılar kasaba çevresinde yaptıkları gözlemle gerçek sebebi anlarlar.
Roseto halkının:
- Sokakta birbiri ile karşılaşınca durup birbirlerine İtalyanca selam verip sohbet ettiklerini,
- Bahçelerinde buluşup birbirleri için yemek pişirdiklerini,
- Büyüklerine saygı gösterdiklerini,
- Onları sağlıklı kılan şeyin dışarıdaki dünyadan izole bir şekilde, kendi oluşturdukları kültürde, birbirlerine saygı duymaları, stresten ve modern dünyanın getirdiği baskılardan uzak kalmaları olduğunu keşfederler.
Bu durum tıp literatürüne “Roseto Etkisi (Roseto Effect)” olarak geçer.
Yazının başında kötülük virüs gibi yayılır demiştik. Aynı şekilde iyilik ve etkileri de yayılır. Yalnız iyiyi biz oluştururuz. Biz bir şey yapmayınca iyiyi beklemek ve yayılmasını umut etmek boşunadır.
Psikolojik Direnç Serisi -2 ‘de görüşmek üzere…
Sevgiler,
Klinik Psikolog Mahmud TAŞ
