-Kapıda kim var? Neler oluyor?
Kapının bir gözleme deliği olmadığından ardındaki kişiyi göremiyor, tedirgin eden gürültüden dolayı da kapıyı açmaya cesaret edemiyordu. Saat bir yabancıya kapıyı açma vaktini çoktan geçmiş,” Haydi çocuklar uykuya.” alt yazısı yaklaşık iki saat önce gözüne erişmişti. Ama gidememişti televizyonun karşısından kalkıp yatağına. Çocuk da değildi zaten, koskoca bir yetişkindi. Yine de canı fazlaca odasına uflaya puflaya gidip annesinin zoruyla yorgan altına girmeyi çekmişti. Gitmedi. Boş gözlerle ekrana bakmak daha cazip değildi elbet ancak yorganın altında olacakları biliyordu. Çocukluğundaki gibi gizlice uyanık kalıp daldan dala atladığı hayallerle geçilmeyecek ki o uykuya. Dalınmayacaktı, göze uyku girse de zihne uyku girmeyecekti, çünkü çocuk değildi çünkü yetişkindi, çünkü hayat oyundan ve okuldan ibaret değil, hayat kaldırılmayı hak etmeyecek şeyler yüzünden çok değişmişti. Tüm yük -zihninde, ruhunda taşıdığı- bir anda satıcının kuş tüyü kadar hafif sloganıyla sattığı yorgana akacaktı, koyunlar bile bizi saymasın dileğiyle hem aklımdan hem yorgandan kaçıyordu, uyuyamıyordu.
Kapı ısrarla tıklanıyor, çalınmıyor. Zaten kapı çalınmaz, zil çalınırdı. Yok, bozulmuş zili kapının. Bozmuşlar, tamir olamayacağına da bir güzel ev sahibini ikna etmişler. Sahip, denememiş düzeltmeyi, gerçekten inanmış mı olmazlığa? Bence erteleye erteleye unutmuş zilin gerekliliğini. Böylece ev ne düdüğünü öttürebilmiş ne melodisini konu komşuya iletebilmiş. Tık, tık, tık. Cansız, hissiz ve el boğumlarını acıtan cinsten sesler kalmış geriye.
-Kim olduğunuzu söylemezseniz kapıyı açmayacağım!
Son on dakikadır çalınan kapıyı bu zamana kadar kimseye açmadığı gibi bu kişiye de açmayacağını kendi de iyi biliyordu. Bu ilk tıklamadan belliydi. “Kim o?” sorusu bir alışkanlıktan ibaretti. Kim olduğunu merak etmiyor, her kimse onun için önemsiz kalıyordu. Ancak bu sefer midesini uyaran o ses, kapının ardından gelen tedirginlik gürültüsü her tıklamada dudağına “kimsin” sayıklaması bırakıyordu. İlk kez birisi ısrarla evine girmek istiyor, o çelikten değil tahtadan kapının önünden ayrılmıyordu. Tahtayı daha önce kimse zorlamamış, ona ulaşmak için çabalamamış, eşikten soğuk havayı hissedenler içeriyi görmeye istek duymamıştı.
-Korkuyorum, kimsin?
Tıklama durdu. Kapı yavaş yavaş aralanıyordu. Açmamıştı, değmemişti bile tokmağa. Ama kapı kendiliğinden gardını indiriyordu. İndikçe, gürültü yerini sakin bir sese bıraktı.
-Korkma, ben senim. Kendimizi hatırlatmaya geldim. Evet, herkesi almayacaksın bu kapıdan ama beni de dışarıda bırakmayacaksın.
Kendini eşikte görünce şaşkın ama güvende hissetti. Kendisine yaşamayı hatırlatacak yine kendisinden başkası değildi. Ellerine baktı. Ellerinde yeni bir başlangıç, yeni bir zil vardı.
